Amasya genelgesinin en önemli iki maddesi şöyledir.
1-Vatanın bütünlüğü ve milletin geleceği tehlikededir.
2-Milletin istiklalini, yine milletin AZİM VE KARARI kurtaracaktır. (Siz buna milli irada ya da ulusal egemenlik diyebilirsiniz).
Peki, o zaman milletin azim ve kararı nasıl oluşacak, milli irade vatanın kurtuluş reçetesi haline nasıl gelecekti? Bunun için iki organa şiddetle ihtiyaç vardı. Bu organlardan biri milli iradenin oluşmasına ve alacağı kararları egemen kılmaya yarayacak bir daimi organa ihtiyaç vardı. Bu organ halk iradesini temsil eden bir meclis olmalıydı. İkincisi de bu mecliste oluşacak kararlarları millete ve dünyaya duyuracak bir haber ajansı gerekiyordu.
Amasya Genelgesini takiben toplanan Erzurum ve Sivas Kongrelerinden sonra Ankara'da toplanıldı. Kurtuluş Savaşının yönetim merkezi olarak Ankara seçildi. İstanbul'un düşmanlar tarafından işgal edilmesi meclis çalışmalarını hızlandırdı. İşgalci güçler tarafından dağıtılan Osmanlı Meclisi Mebusan üyeleri Ankara'ya davet edildi. Ayrıca Anadolu vilayetleri ve ordu komutanlıklarına mevcut her il için halk temsilcilerinin seçilip Ankara' ya gönderilmeleri istendi.
Ankara o yıllarda ne mekan, ne ekonomik zenginlik ve ne de sosyal doku olarak yeterliydi. Sabır, azim, gayret, özveri ve cesaret dolu çalışmalardan sonra zorluklar aşıldı. Ulusta, Eski İttihat ve Terakki Cemiyeti kulübü olan bina meclisin toplanabileceği bir konuma getirildi. Meclisin kurulması çalışmaları hızlandı. Önce kurulacak meclisin sesini halka ve dünyaya duyurmak üzere 6 Nisan 1920 günü Anadolu Ajansı kuruldu ve faaliyete geçirildi.
Peki, kurulacak meclisin ismi ne olacaktı? Kurucu Meclis, " Meclisi Müessisan" ismi ortaya atıldı. Fakat Osmanlı Devlet temsilcilerini kızdıracağı ve farklı anlamlara çekilebileceği düşünülerek bundan vazgeçildi. Uzun tartışmalardan sonra " BÜYÜK MİLLET MECLİSİ " ismi üzerinde anlaşıldı. Yeni meclisin 23 Nisan 1920, cuma günü, Hacıbayram Camisinde kılınacak cuma namazından sonra halkla birlikte açılmasına karar verildi ve öyle yapıldı. Açılış konuşmalarından sonra Gazi Mustafa Kemal Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına seçildi.
Bu meclisin ilk oturumunda alınan kararların ilk dört maddesi şöyledir:
1- Hükümet teşkili ( oluşturulması) gereklidir.
2-Geçici kaydıyla bir hükümet başkanı ( başbakan) atamak mümkün değildir.
3-Mecliste toplanmış milli iradeyi fiilen vatanın mukadderatına (kaderine, geleceğine) el koymuş olarak tanımak esas prensiptir. BÜYÜK MİLLET MECLİSİ' NİN ÜSTÜNDE BİR KUVVET YOKTUR.
4-Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama ve yürütme yetkilerini kendisinde toplar. Meclisten ayrılacak bir heyet, meclise vekil olarak hükümet işlerini görür. Meclis reisi bu heyetin de reisidir.
Yani, kurulan bu sistemin adı Meclis hükümet sistemidir. Bakanlar meclis üyeleri arasından seçilir. Meclis başkanı bakanlar kurulunun da başkanıdır. Bakanlar kurulu icraatlarından dolayı meclise karşı sorumludur.
1920 yılından 2020 yılına kadar olan 100 yıllık zaman dilimindeki gelişmeleri özetlemek bu yazının sınırlarını aşar. Ancak şu andaki cari Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde Bakanları meclis seçmiyor ve atamıyor. Ayrıca bakanlar meclis üyesi de değiller. Meclise karşı bir sorumlulukları da yoktur. Meclis iradesinin en üstün irade olduğu da tartışmalıdır.
Kanımca TBMM tarihsel olarak iki önemli misyon üstlenmiştir. Birinci misyonunu üstün bir başarı ile tamamlamış, ilk meclis başkanı M.K. Atatürk'ün önderliğindeki ülkeyi düşmandan temizleme ve kurtarma görevini üstün başarı ile tamamlamıştır. Bu açıdan GAZİ MECLİSTİR.
İkinci görevi de milleti geri kalmışlıktan, orta çağ zihniyetinden, cehaletten ve fakirlikten kurtarmak için ilan etmiş olduğu Cumhuriyet rejimi ve bu rejimi ete- kemiğe büründüren devrim yasaları ve tüm devrimlerdir. Atatürk ilke ve devrimleri bu meclisin destek ve onayı ile hayata aktarılmıştır. Bu yapısından dolayı TBMM'nin ikinci bir temel özelliği KURUCU VE DEVRİMCİ BİR MECLİS olmasıdır. TBMM Yeni Türkiye Cumhuriyeti"nin hem kurucusu ve hem de oluşturduğu yeni yaşam tarzına dayanak olan yasaların ve kurumların kurucusudur.
TBMM'nin bu devrimci, demokratik, hukuki, adli, laik akli, bilimsel, insani ve toplumu eşit yurttaşlık ilkesinde fikri, irfanı ve vicdanı hür bir gelişmiş toplum hedefine taşımada yeterince başarılı olduğu söylenemez.
Bunun da iki temel nedeni vardır. Birincisi Atatürk, cumhuriyet ve devrim karşıtı iç ve dış karşı devrimci güçlerin sürekli ve istikrarlı olarak işbirliği içinde olmalarıdır. Bu güçler. Kurulduğu günden içinde bulunduğumuz ana kadar olan yüz yıllık süreç içinde Atatürk, Cumhuriyet ve laiklik karşıtı her türlü örgütlenme ve mücadelelerini sürdürmüşlerdir. Sürdürüyorlar. İkincisi de devrimci ve dinamik güçlerin giderek rehavete kapılmaları, laik ve demokratik cumhuriyetin korunmasının silahlı güçler ve cumhuriyet savcılarına havale etmeleridir. Sivil toplum örgütlenmesini yeterince başaramamaktır
Ancak kötümser olmaya gerek yoktur. Işıklar her zaman karanlığa galip gelir. Hızlanan iletişim ve bilgiye erişim olanakları gençlerimizi hızla aydınlatıyor. Artık hap yapıp insan uyutma, doğruları çarpıtma, beyin yıkama... çağı gerilerde kalıyor.
Şu noktanın da altını çizmek gerekiyor. Bilinç gelişmeden, sorgulayıcı birey tipi oluşmadan yani Zihniyet devrimi gerçekleşmeden toplumsal yapı değişip dönüşmüyor.
CORONA VİRÜSÜ CUMHURİYET ATATÜRK VE 23 NİSAN BAYRAMI SEVGİSİNİ İÇİNİZDEN ÇIKARMASIN. 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK ÇOCUK BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN.

2020© Bu sitenin tüm hakları saklıdır.