Günümüz demokrasilerinin en önemli dinsel, siyasal, kültürel, eğitimsel, hukuksal, yönetsel ve kültürel tutkalı, yani o olmazsa olmazı laikliktir. Laik olamayan, çağdaş bir demokratik toplum düşünülemez. Çünkü laiklik her türlü dini, siyasi, etnik, kültürel farklılıkları bir arada tutan bağ dokusu gibidir. Eğer toplumsal yapı ve devlet organları laik davranmazsa toplumsal yapılar ayrışır, çözülür, dağılma ve parçalanma tehlikesi ile karşı karşıya kalır. Laiklik her anlamda ortaklaşa yaşama kültürünün, barışın, hoş görünün ve birlikte yaşama bilincinin toplumsal çerçevesini oluştur.
Peki, laikliğin nasıl anlaşılması ve yorumlanması gerekir? Hemen belirtelim ki günümüzün çağdaş laiklik anlayışı DEMOKRATİK LAİKLİKTİR. Demokratik laiklik, ötekileştiren, dışlayan, zorlayan, yasaklayan bir laiklik anlayışının tersine; bireyi ve toplumu pozitif ve negatif özgürlükler açısından özgürleştiren, dışlamayan topluma entegre eden, bütünleştiren bir laiklik anlayışı benimser. Evrensel, temel insan haklarını, din ve vicdan özgürlüğünü esas alır. Her türlü din ve vicdan özgürlüğünü, pozitif ve negatif yönde destekler. Bu temel yaklaşıma göre, bir dinin, inancın, mezhebin… mensubuolmak ve inancıgereği o inancın ibadetlerini yapmak ne kadar güvence de ise, inançsızlık ya da başka din ve mezheplerde olmak da o kadar güvence altındadır. Bu yaklaşımın güvencesi laik devlettir.
Demokratik laikliğin değişik konulardaki başlıca açılımları kısaca şöyle özetlenebilir,
1-Laikliğin bireysel anlamı, bireyin her türlü inanç ve ibadetlerinde, kamu düzenini bozma, başkalarının din ve vicdan özgürlüğünü engelleme hariç, tam özgür olması, inandığı ve benimsediği ibadetlerini özgürce yapabilmesi, ya da hiçbir güç odağı ve baskı grubunun bireyi bir şeylere inanmaya ve ibadete zorlayamamasıdır. Her birey, pozitif ve negatif anlamda tam bir din, vicdan ve kanaat özgürlüğüne sahiptir. Böyle bir toplumsal yapıda, bireye düşen temel tutum ve davranış biçimi, başkalarının inanç, inançsızlık ya dakanaatlerinetahammül etmek, hoş karşılamak ve bir HOŞGÖRÜ KÜLTÜRÜ benimsemektir. Laik bir toplumsal yapının sürdürülebilmesi için bireyleri bu tutum ve davranışa göre eğitmek büyük önem taşır. Laiklik açısından bireylerin tutum ve davranışları kadar, giyim ve kuşamlarına da karışılmamalıdır. Genel ahlaka, hijyenik koşullara ve kamu düzenine zarar vermeyen, açık, kapalı her türlü giyim ve kuşam serbesttir.
2-Devlete düşen görev her türlü din, mezhep, cemaat, diğer tüm inanç kümeleri, etnik, sosyal, kültürel ve cinsiyet faklarına ve inançsızlara karşı eşit tutum ve davranışlarda bulunmaktır. Vergi toplamada, askere çağırmada, kamu görevine almada hiç kimseye ayrımcılık yapmamaktır. Kayırmak ya da dışlamaktan kaçınmaktır.Devlet, yurttaşlarına görev verirken dayandığı tek gerçek ve adil ölçü liyakat olmalıdır. Ayrıca devlet, toplumun tamamı adına örgütlenmiş kamusal bir tüzel kişiliktir. Bireyler den farklı olarak, devlet LAİK olmak zorundadır. Dinler, mezhepler, her türlü inanç kümeleri, inançsızlar, azınlık ve etnik gruplar, farklı cinsler ve deri rengine sahip olanlar arasında ayrımcılık yapılamaz.Çünkü evrensel insan hakları zaten bunu gerektirir. Devletin çeşitli inanç mensuplarına yardımlar konusunda da eşit tavır takınması gerekir. Çünkü laik devlet inançları doğru, hak, yanlış ya da batıl diye yorumlama hakkına sahip değildir. O yorum sadece inanç sahipleri ve inanç kümelerine aittir.Devlet ancak kamu düzeni ve toplum sağlığı, can ve mal güvenliği açısından tedbir alabilir. Devletin yetkili organları. İslam dinine sağladığı tüm hakları Hristiyan, Yahudi, Bahai… bütün dinlere, yada İslam’ın Sünni inancına sağladığı tüm olanakları Alevilere de tanımak zorundadır. Devletin öz ve üvey evladı olamaz. Adalet mülkün temelidir
3-Laiklik ve hukuk.Çağdaş Batı demokrasilerinde laikliğin en fazla gelişme gösterdiği alan, başta laik anayasalar olmak üzere, hukuk alanı olmuştur.Çünkü toplumlar, tarihsel bir süreç içinde, sürekli değişim göstermektedir.Köleci toplum düzeninden feodal toplumsal düzene, feodal düzenden kapitalizme; teknoloji çağından bilgi çağına, göçebe toplumdan köy toplumuna, köylülükten kentliliğe doğru sürekli bir evrim söz konusudur.Toplumsal yapı değişime uğradıkça toplumdaki üretim, çalışma, paylaşım, tüketim, bilişim, ulaşım, etkileşim…düzeni giderek karmaşık ve anlaşılması zor bir yapı oluşturmaktadır.Laik hukuk doğrudan doğruya toplumdaki bu dinamik süreci düzenlenme ihtiyacından doğmuştur. Dinlerdeki düzenlemeler daha çok inanç ve ahlak konusuna yoğunlaşmıştır. Hukuk, inanç ve ahlak alanına fazla müdahale etmez. Osmanlı Hukuk sisteminde, kısmen dini hukuktan ayrı olarak bir MECELLE hukuk kültürü doğmuştu.Mecelle hukukunun şöyle bir altın kuralı vardı. ‘’Ezmanıntagayyürü ahkâmın tagayyürünü zaruri kılar’’. Yani zaman (koşullar) değiştikçe hükümler (kararlar-kurallar) de değişir. Laik hukuk kendigerekçelerini ve yapısını doğrudan doğruyasosyo-ekonomik ve kültürel değişim koşullarından alır.Dinsel hükümlerle bir bağlantı kurmaz. Aksi halde hukuk laikliğini kaybeder ve devlet teokrasiye (din devletine) dönüşmüş olur.
4-Laiklik ve demokrasi.Batıdaki tarihsel gelişmelere bakılırsa,demokrasinin iki önemli bacağı laiklik ve sekülerleşme, sivilleşmedir.Laiklik, demokratik açıdan, ruhban sınıfının, yani din adamları sınıfının, kilisenin. Papalığın birey ve toplum vicdani üzerindeki zorunlu inanç ve zorunlu ibadet baskısını ortadan kaldırmak ve vicdanları özgürleştirmek olmuştur.Zaten İslam dininde ruhban (din adamları) sınıfı yoktur ve olmamalıdır. Sekülerleşme ise yönetim erkinin krallar, sultanlar, padişahlar, melikler… den alınıp halka verilmesidir.Günümüzdeki çoğulcu ve katılımcı demokrasiler giderek böyle oluşmaya başlamıştır.Kısaca; laklik(laicite)+sivilleşme (secularisme)=Demokrasi. Laiklik ve sivilleşme ikisi birlikte siyam ikizleri gibidir. Biri olmadan diğeri yaşayamaz.
5-Laikliğin eğitim boyutu neden çok önemlidir? Gerçek laik eğitim; yine gerçek laik devletin birbirlerine dost ve kardeş bireyler’’ YURTTAŞ ‘’ yetiştirme projesidir.Eğer devlettek bir etnik, azınlık, dinsel gruba angaje olmadan toplumun bütününün ortak mutluluğu yönünde örgütlenir ve her türlü kamu hizmetlerini adalet ve eşitlik temelinde verirse doğrusunu yapmış olur.Din, mezhep, ırk, cinsiyet, bölge, etnik kimlik, siyasi ideoloji temeline; ötekileştirme, dışlama ve ayrıştırmaya dayalı ikicil (dualist) eğitim politikaları aynı kuşak nesilleri birbirleri ile kavgalı ve giderek düşman hale getirir. Bayrak, millet, vatan ve insan sevgisi; kimseyi ötekileştirmeden başka toplumları düşman etmeden ortak insanlık idealleri çerçevesinde verilmelidir.
ÇÖZÜM; Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesi ve ideallerini çağın değerlerine taşımak; gerçek laiklik ve çağdaş demokratik değerlerle taçlandırmaktan ibarettir. Zaten sürekli devrim ilkesi de bunu gerektiriyor.
BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN. 24.6.2017.
Prof.Dr.Halil Çivi.

2017© Bu sitenin tüm hakları saklıdır.