''Herkes kendi aklını beğenir'' diye bir genel yargı vardır. Rahmetli annem derdi ki; '' Bütün insanları toplamışlar, akıllarını alıp, birbirine karıştırıp tezgâha dizmişler, sonra da insanlara herkes beğendiği aklı alsın demişler. Herkes yine kendi aklını beğenip almış. ''Genelde kimse kendi aklından pek şikâyet etmez. Gerçi belli bir yaştan ve iş işten geçtikten sonra ''şimdiki aklım olsaydı...''diye başlayan cümleler duyulur. Fakat bu ikinci durumdaki yakınma gençlikteki deneyim eksikliğinden kaynaklanır... Peki bu neden böyledir? Aileden, çevreden, eğitim ve öğretim kurumlarından alınan bilgiler bize salt akıl ve beceri olarak dönmez. İnançlarımız, duygularımız, öğrenmiş olduğumuz kültür kodları, kişilik yapımız ve egomuz bize bir sosyal zırh oluşturur. Bu zırh ya da sert kabukla, yeteneksizliğimizi, cahilliğimizi, bencilliğimizi, kinimizi, nefretimizi, yani kötü yanlarımızı gizlemeye çalışır, toplum içine öyle çıkarız. Çoğu zaman öz eleştiriden de yoksun olduğumuz için, farkında olarak ya da olmayarak kendimize özgü çoğu zaman doğru olmayan, akıl yürütmeler, gündelik tutum ve davranışlar oluştururuz. Cehaletimizin ve tutarsızlıklarımızın çoğu zaman farkına varmadan kendimize özgü bir öz savunma çemberi içinde yaşamaya devam ederiz. Bu nedenle de zeytinyağı gibi üste çıkarak ve kendimizce hep haklı ve akıllı(!) olarak yaşamaya devam ederiz. Bu konudaki istisnalar genel kuralı bozmaz. İstisnaların genel kuralı bozabilmesi için çoğunluk tarafından benimsenir olması lazımdır. Egomuzun, ön yargılarımızın, dogmatik tutumlarımızın ve cehaletimizin zincirine bağlanmış akıl hep eksik ve hatalı olacaktır.
Peki salt akıl nedir? Doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, yararlıyı yararsızdan ayırt etme ve ona göre davranma yetisidir. Başka bir anlatımla da düşünebilme, anlayabilme, analiz edebilme ve çözüm üretebilme gücüdür. Aklın en önemli destekleyicisi bilimsel düşüncedir. Bilimsel düşünce, fen ve teknik bilimlerde deneylerle, sosyal-insani bilimlerde de gözlemlere dayanır. Batı toplumlarının en önemli gelişme motoru akıl ve bilim olmuştur. Bilimsel düşünceler ve veriler, dogmatik fikir ve inançlardan farklı olarak, eleştiriye açıktır. Bu nedenle de sürekli eleştirilerek daha geçerli ve tutarlı sonuçlara ulaşmak her zaman mümkündür.
Peki duygu nedir? Acıkma, susama, sevme, kızma, darılma, heyecanlanma, korkma vb. hislerimizin bedenimizde ve beş duyumuz da oluşturduğu dışa vurumlar ve tepkilerdir. Fakat duyguların freni yoktur. Akılla denetlenmesi, rasyonel olup olmadığının irdelenmesi gerekir. Hiç kuşkusuz, duygular düşünceleri, düşünceler de duyguları etkiler
Salt duygularla hareket etmek frensiz arabayla gitmeye benzer. Örneğin insan soyunun en yoğun yaşadığı duygu karşı cinse duyulan aşktır. Eski kuşaklar derlerdi ki''aşk kafaya girerse akıl seyahate çıkarmış''.Örneğin açlık bir duygudur, yemeden yaşanmaz, ancak hijyenik ve helal kazançla beslenmek gerektiğini bize akıl söyler. Aynı şekilde, neslin ve insan soyunun devamı için duygular bizi karşı cinsle birlik olmaya yöneltir. Ancak zinadan ve çok eşlilikten kaçınmayı aklımızla buluruz.
Kısacası hem aklımıza ve hem de aklımızla terbiye edilmiş duygularımıza ihtiyaç vardır.
Kurnazlık bir zekâ ürünü değil, aklın kötüye kullanılması ve yozlaşmasıdır. Toplumdaki cehalet ve aklın kullanılma derecesi ne kadar düşükse, bireylerin kandırılması, zarara uğratılması ya da yanlış ve yıkıcı davranışlara yönlendirilmesi o kadar kolay olur. Başka bir söyleyişle bir toplumdaki açıkgözler, kötü niyetliler ne kadar çoksa o toplumdaki cahil oranı bir o kadar fazla demektir. Din bezirgânlarının ve feodal güç sahiplerinin en kolay kötüye kullandıkları şey de cehalettir. Geri kalmış toplumlarda ki cehalet iktidarın ve servetin önemli bir aracıdır.
Ortak Akıl nedir? Ortak akıl belli sorunları ortak yarar esasına göre uzlaşmaya dayalı olarak çözüm üreten akıldır. Ortak akılla üretilen çözümlerde hiç bir bireyin, grubun ya da kurumun her dediği olmaz. Fakat bulunan çözüm hepsinin ortak yararına olur. Örneğin bir demokratik aile yapısında, eşin, çocukların ya da babanın tek başına tüketim istekleri yerine, ailenin gelir ve giderleri dikkate alınarak, ihtiyaçları öncelik sırasına koyup bir zaman dilimine yayarak karşılamak ortak aklın bulduğu çözümdür. Aynı şekilde işçi ve işveren arasındaki toplu sözleşmelerin, işletmenin rasyonel verileri ve piyasa durumunu dikkate alarak(sarı sendikacılık, korku ve baskılar hariç) çözümlemek ortak akılla mümkündür. Aynı şeyler Devlet bütçesi ve Toplumsal ihtiyaçların tespiti ve öncelik sırası için de geçerlidir.
Peki birikimli (kümülatif-eklemeli)akıl nedir? Birikimli akıl ortak akıl değildir. Farklı uzmanlık alanlarından yetişen deneyimleri ve yetenekleri birbirlerinden farklı insanların aklını ve enerjisini birleştirip sinerji yaratmaktır. Örneğin bir holdingde iktisatçı, işletmeci, finansmancı, imalatçı, tedarikçi, pazarlamacı, insan kaynakları ve müşteri ilişkileri sorumluları... birlikte tartışıp doğru bir strateji oluştururlarsa işletme açısından bir sinerji etkisi oluşur. Yani sinerji etkisi ile iki kere iki dört değil, dörtten fazla eder. İşletme üretim, istihdam, verim, satış ve karlılık açısından bu sinerjiden yaralanmış olur.
Birikimli, eklemeli ya da kümülatif akla en çok devlet yönetiminde ihtiyaç vardır. Çünkü devlet yönetimi hem çok geniş, hem çok yönlü ve hem de çok farklı uzmanlık alanı gerektiren çok büyük bir aygıtır. Bu aygıtta, mahalle bekçisinden valisine, bir rütbesiz erden generaline, anaokulu öğretmeninden profesörüne, sağlık memurundan beyin cerrahına, posta görevlisinden diplomatına, çiftçisinden işletmecisine, evrak görevlisinden müsteşarına, iktidar partisinden muhalefet partilerine, polisinden hâkimine, teknisyeninden mühendisine çok farklı uzmanlık alanlarında yetişmiş insan gücüne ihtiyaç vardır. Devlet yönetiminde bireysel akıl yetersiz kalır. Ortak akıl da yetmez. Mutlaka ve mutlaka BİRİKİMLİ akla ihtiyaç gösterir. Devlet yaşamının her alanında emaneti ehline vermek, birikimli aklı iyi kullanmak gerekir.
Prof. Dr. Halil Çivi
30.04.2017

2017© Bu sitenin tüm hakları saklıdır.