Toplumsal Geçirgenlik, Uluslaşma ve Toplumsal Barış




Sosyal bilimlerde genel kabul gören temel görüş şudur. Bir toplumda toplumsal tabakalaşma ve sınıflaşma ne kadar zayıfsa, toplumsal hareketlilik ne kadar fazlayla o toplumda TOPLUMSAL GEÇİRGENLİK daha çok, ULUSLAŞMA VE TEK MİLLET OLABİLME süreci o kadar hızlıdır. Tersine, bir ülkedeki toplumsal tabakalaşma ne kadar sert, toplumsal farklılaşma ne kadar güçlü, toplumsal kutuplaşma ve ötekileştirme ne kadar yaygınsa toplumsal hareketlilik o kadar az ve toplumsal geçirgenlik bir o kadar zayıftır. Toplumsal hareketliliğin zayıf ve toplumsal geçirgenliğin yeterli olmadığı toplumlarda ise uluslaşma, tek millet olma, ortak değerler ve idealler etrafında birleşme bir o kadar zordur. Toplumsal birliği ve barışı korumak sıkıntılı bir süreç yaratır.

 

Toplumsal tabakalaşmada çeşitli etkenler vardır. Din, mezhep, tarikat ve cemaat farklılıkları; ırksal ve bölgesel ayrışmalar, kölelik, serflik v.b. kast sistemleri, katı ve aşılması zor sosyal statü farkları, gelir grupları arasındaki uçurumlar ve nihayet köy ve kent farklılaşmaları toplumsal tabakalaşmayı kuvvetlendirir, toplumsal hareketliliği zayıflatır ve toplumsal geçirgenliği azaltır. Ayrıca her farklılaştırma bir ötekileştirme doğurur. Sonuçta birleşip bütünleşme olmazsa uluslaşma, uluslaşma olmazsa da barışı ve bütünlüğü korumak zorlaşır.

Toplumsal hareketlilikten kasıt ise toplumsal kastlar, katmanlar, tabakalar ve sınıflar arasındaki geçirgenlik ve kaynaşmadır. Sınıflar, katmanlar, tabakalar farklı gelir grupları arasındaki geçişler ve değişmeleri anlatır. Beklenen bu hareketlilik ve geçirgenlikler değişime tabi birey ve grupların statülerini de değiştirir. Beklenen durum, bu gelişme ve değişmenin aşağıdan yukarıya olması, daha yüksek, özgür ve mutlu bir statü sağlamasıdır. Örneğin kölelikten özgürlüğe, köylülükten kentliliğe, işçilikten patronluğa, fakirlikten zenginliğe, düşük bir eğitim düzeyinden daha yüksek bir eğitim düzeyine, sade yurttaşlıktan siyasi yöneticiliğe, küçük bir bürokratlıktan da prestijli bir bürokratik konuma doğru gelişmeler beklenir.

Sosyologlar toplumsal hareketliliği yatay ve dikey olmak üzere ikiye ayırırlar. Yatay hareketliliğin en önemli alanı köylerden kentlere olan nüfus hareketleridir. Bu hareketliliğin temelinde köyler ve kentler arasındaki gelir ve yaşam standardı farklarıdır. Kentler için gelir, eğitim, sağlık, istihdam, yaşam standardı yüksekliği gibi çekici, özendirici faktörler köyler için harekete geçirici, köyden kente göçü başlatıcı nedenler olur. Bir toplumda yatay toplumsal hareketlilik ne kadar fazla ise kültürel hareketlilik, kültürel yayılma ve yeniden sentez süreçleri de yükselir. Kırsal kesimlerdeki yerel ve kısmen homojen kültür katmanları kentlerde daha heterojen bir değerler sistemi ile karşılaşır. Feodal, çoğu dogmatik ümmet değerleri yurttaşlık üst kimliği içinde bütünleşir. Uluslaşma ve tek bir ortak milletin üyesi olma bilincinin oluşması beklenir.

Dikey toplumsal hareketlilik ise daha dinamik bir süreçtir. Temelinde iş bölümü yapma ve daha yüksek bir toplumsal statü elde etme özlemlerine dayanır. Köylerde doğumdan ölüme çiftçilik yapmaya, birçok işin bütün aşamalarını tek başına yürütmeye çalışan kişi, aldığı eğitim sayesinde tek bir alanda derinleşir ve uzmanlaşır. Örneğin muhasebe elemanı olarak girdiği bir işi devam ettirip bilgi ve deneyimini artırarak yeminli mali müşavir olabilir. Bu yeni durumun hem gelirini, hem sosyal konumunu ve hem de prestijini yükseltir. Dikey iş bölümündeki olumlu gelişmeler kişinin başarma ve yükselme ümidini artırır; kişiyi ailesi ve toplumuna ısındırır. Ancak toplumu yönetenler, bireysel yükselmenin önüne yetenek ve liyakat dışı; ırkçılık, dincilik, mezhepçilik, bölgecilik, particilik, kandaşlık...  gibi  irrasyonel engeller korlarsa o zaman  toplumsal geçirgenlik azalır,bireylerde yaşamdan bezginlik,mutsuzluk,bıkkınlık ve ümitsizlik başlar.Sosyal gerilim ve çekişmeler artar.Siyasi rekabet sertleşir..

Ulus kültürü ile davranış iteyenler, yasalar önünde adaleti, eğitim, ekonomi, sağlık, güvenlik... Gibi alanlarda fırsat eşitliği ile ümit bulan, toplum içinde ırk, bölge, cinsiyet, din, mezhep... Ayırımı yapmayan bir yurttaş isteniyorsa başta siyasi iktidardakiler olmak üzere ülkedeki tüm kişi ve kurumların davranış politikaları da bu beklentiye uygun olmalıdır. Aksi davranılırsa bu iş telkini verip, salkımı kendi yutma olayına döner.

SONUÇ

Bir toplumda katı toplumsal tabakalaşma ve kemikleşmeler yoksa,toplumsal hareketlilik normal seyrinde gidiyorsa,yaşamın her alanında,başta iktidardakiler olmak üzere, hukukun üstünlüğüne herkes boyun eğiyorsa,yine hiç bir ayrıma tabi olmadan herkes yetenek ve liyakat dışında hiç bir ölçü aranmadan iş ve mesleğine kabul edilip ilerleme ümidi taşıyorsa,hiç bir kişi diğerlerini,din,mezhep,ırk,cinsiyet ve bölge ...gerekçeleri ileri sürüp kimseleri ötekileştirmiyorsa, herkes birbirleri ile iyi komşuluk içinde ve gönül rahatlığı ile farklı gruplarla evlilikler yapılabiliyorsa, hiç olmazsa toplumun çoğunluğu böyle düşünüyor ve uygulayabiliyorsa o toplumda Toplumsal geçirgenlik var demektir. Unutmayalım ki bu yazılanlar M.K. Atatürk' deki ideal toplum özlemiydi ve yine unutmayalım ki Cumhuriyet kimsesizleri kimsesi olmalıdır. CUMHURİYET BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN.

 

                                                                                                                                                                                                                                         


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Okuyucu Yorumları