HALK EGEMENLİĞİ Mİ KİŞİSEL EGEMENLİK Mİ?
Türkiye Cumhuriyetinin ilk hukuki zemini, Erzurum ve Sivas Kongreleri istisna edilirse, 23 Nisan 1920'de Ankara'da açılan ve halkın seçtiği temsilcilerden oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne ve MECLİS HÜKUMET'ine dayalı bir çerçevede şekillenmeye başlamıştır. Cumhuriyet ve giderek demokrasimiz de bu zemin üzerinde yükselmiştir. Halk egemenliği bu zemin üzerinde inşa edilmiştir. Çağdaş Türkiye, Kurtuluş Savaşını yöneten ve kazanan bu gazi meclisin eseridir.
Türkiye önce tek parti yönetimini denedi, sonra çok partili sisteme geçti.1950 li yıllarda çoğunluklu demokrasiyi denedi. Ulusal iradenin meclise yansımadığını gördü ve 1961 Anayasası ile çoğulcu demokrasiyi tercih etti. Demokrasi kültürünü zayıflatan ve hatta gerileten çeşitli askeri darbelere rağmen parlamenter demokrasi deneyimini çoğalttı ve geliştirdi. Çünkü toplumsal gelişmeler tarihin akışına ve çağdaş uygarlığın değerlerine ters yönde olamaz. Gelişmiş Batılı toplumların büyük çoğunluğu parlamenter demokrasilerle yönetiliyorlar.
Batı toplumlarında demokrasinin çık kısa gelişme evresi ve kazanılan evrensel demokratik değerler kısaca şöyle özetlenebilir.
1789 Fransız Devriminden sonra giderek şekillenen akla ve bilime dayalı aydınlanma düşüncesine göre, Krallar, padişahlar, hanlar, hakanlar, imparatorlardan tepeden aşağı doğru halka inen buyruklardan oluşan bir yönetim anlayışı önemini kaybetti. Tersine, halkın temsilcilerinden oluşan meclisin, halkın her türlü güvenliğini ve çıkarlarını güvenceye alan, yöneticilerin her türlü yönetme faaliyetlerini hukuk güvencesi ile sınırlayan toplum sözleşmeleri (anayasaya dayalı yönetim modeli) yapılanmaya başladı. Egemenliğin yönü aşağıdan yukarı doğru değişti. Yönetim erkini elinde tutacakları halk görevlendirmeye başladı. Hanedanların, kralların, padişahların egemenliğinin yerini halk egemenliği aldı. Ulus, toplum ya da halk aynı anlama gelir. Ulus devletlerin doğuşu bu ulusal egemenlik kavramı ile iç içedir.
Batılı toplumlardaki bu yönetsel gelişmeler önce klasik, sonra da çağdaş çoğulcu, katılımcı, hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına dayalı demokrasilerin boy vermesine ve derinleşmesine neden oldu. Ulusal egemenlik demek ulusun, halkın kendisini, kendi seçtiği yöneticiler eliyle anayasasal sınırlar ve süreler içinde yönetmesine yetki vermesi demektir. Ulusal ya da milli iradenin anlamı budur.
Çağdaş demokrasilerin başlıca temel değerleri şunlardır.
1-Ulus ya da halk egemenliği. Halk egemenliğine dayanmayan bir demokrasi olmaz, olamaz. Anayasalar, yasalar, her türlü siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel kurumlar yasalarla oluşur. Adalet ve yargı sistemleri, kamu yöneticileri... Yetkilerini ve görevlerini yasalardan alırlar ve her türlü görev ve yetkilerini yasal sınırlar içinde kalarak yapmak zorundadırlar.
2-Temel insan hak ve özgürlüklerinin dokunulmazlığı.
Demokrasilerin en önemli temel değerleri insan haklarının dokunulmazlığıdır. Din, mezhep, ırk, cinsiyet ve benzeri ayrımcılıklar yapılamaz. Olumlu ve olumsuz anlamda din ve vicdan özgürlüğü vardır. Hiç bir kimse inanç ya da inançsızlığından dolayı kınanamaz. Kamu hizmetleri, o hizmetleri yapma uzmanlığına sahip olan herkese açıktır. Herkes, başkalarının hak ve özgürlüğüne zarar vermeyen fikir ve düşünce ve kanaatlerini açıklama özgürlüğüne sahiptir.
3-Hukukun Üstünlüğü.
Gerçek demokrasilerde en üst otorite hukuktur. Hukuka aykırı hiç bir faaliyet yürütülemez ve bir işlem yapılamaz. Hukuktan kasıt, çağdaş hukuk normlarıdır. Otoriter rejimlerde polis ve jandarma gücüne dayalı, fakat çağdaş hukuka aykırı kanunlar yaparak halkı yönetmek hukuk devleti ilkesine aykırıdır. Mahkemeler tam bağımsız, yargıçlar, yasalar çerçevesinde verecekleri karalarda tam özgür olmalıdır. Halk kişilere değil, çağdaş hukuka, bağımsız mahkemelere, özgür ve adil yargıçlara güvenir
4-Muhalefetin ve Muhalefet partilerinin varlığı,
Muhalefetsiz ve muhalefet partisiz demokrasi olmaz. İktidar partisi ne kadar meşru ise muhalefet partileri de o kadar meşrudur. Muhalif partiler de program ve projelerini halka anlatıp iktidara gelebilir, ya da iktidar ortağı olabilirler. Partiler arası siyasi rekabette fırsat eşitliği olmadan ulusal irade tam oluşmaz. İktidar her rejimde vardır, fakat muhalefet sadece demokrasilerde olur
5-İktidarın denetimi.
Denetlenemeyen bir siyasi iktidar demokrasilere terstir. Çağdaş demokrasilerde denetime açıklık ve hesap verilebilirlik esastır. Denetimde birçok yol yöntem vardır. En önemli denetim mekanizması, halkın temsilcisi olan meclis denetimidir. Ayrıca yöneticilerin, yasal yetkilerini aştığı işlerde bağımsız yargı denetimi esas ve kaçınılmazdır. Son denetim yetkilisi halktır. İcraatlarını beğenmediği iktidarları vereceği karşı oylarla iktidardan uzaklaştırır.
6-Demokrasiler açık toplumlardır.
Açık toplum demek, toplumsal yaşamın her türlü farklı, inançlara, görüşlere ve yaşama biçimlerine açık olması yani toplumsal çoğulculuğun kabulü demektir. Yasalar önünde, din, mezhep, ırk, farklı fikir ve kanaat ve cinsiyet sahibi olan herkes eşittir. Demokrasileri derinleştiren ve içselleştiren de bu farklılıklarla birlikte ortaklaşa yaşamayı öğrenebilmektir. Açık toplumların en önemli güvencesi ve o olmazsa olmazı da laikliktir.
7-Özgürlük, eşitlik ve barış.
Demokrasilerde kölelik olamaz.Hiç kimse insanların özgür iradesine ipotek koyamaz.Her birey kendi düşüncelerinde özgürdür.Kararlar bireyin özgür iradesinin sonucu oluşur.Bu kararların temelinde akıl ve bilimle oluşmuş bilinçli ve tutarlı davranışlar vardır.Yine demokrasilerde eşitlik esastır.Yasalar karşısında eşitlik,olanaklarda eşitlik,kamu hizmetlerine katılmada eşitlik,eğitim,sağlık ve benzeri kamu hizmetlerinde yararlanmada eşitlik demokrasilerin vazgeçilmezidir..Ayrıca demokrasiler ortaklaşa yaşama,uzlaşma ve barışı esas alır.Savaşlar bile barışı sağlamak için yapılır.Toplumsal huzur ve barıştan asla vazgeçilemez.
Yukarıdaki açıklamaları da dikkate alarak, sorulması gereken temel soru şudur. Türkiye’de yapılması istenen anayasa değiştirme önerileri toplumu ileriye mi yoksa geriye mi götürecektir. Çağdaş demokrasilerin temel bazı değerleri sıralandı. Değişiklik önerilerinin halkın, ulusun iradesini ve denetimini artırıcı yönde olmadığı ortadadır. Atatürk ve İnönü'nün hem parti başkanı ve cumhurbaşkanı olduğunu ileri sürüp zaman tüneline geri dönmek doğru bir yaklaşım değildir. Her olay kendi zaman diliminin koşullarında analiz edilmelidir. Tarihin bütün koşulları, olayları ve aktörleri ile tekerrür etme olanağı yoktur. Çünkü içinde yaşadığımız toplumun mevcut yapısı da her anlamda çok daha farklıdır. Türkiye, yaşadığımız çağı yüksek demokrasi standartlarına göre yönetilmeye layıktır.
Eğer halk egemenliği mi, kişisel egemenlik mi, ortak akıl mı yoksa bireysel akıl mı diye sorulacak olursa şahsen daha derinleşmiş ve güçlendirilmiş, hukukun üstünlüğüne dayalı çoğulcu bir demokrasiden, yani halk egemenliğinden ve ortak akıldan yanayım. Bu görüşlerimi de 23 Nisan 1920 de kurulan vatanın kurtuluşunu, Cumhuriyetin kuruşunu ve demokrasinin temellerini atmış olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne olan saygıma bağlıyorum.23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramınız kutlu olsun.

2017© Bu sitenin tüm hakları saklıdır.