Tarihi açıdan, laiklik denilince akla eski Grek-Yunan kültürü gelir. Antik Grek toplumu çok tanrılı ve çok dinli bir toplumdu. Devlet yöneticileri açısından, bu çok dinli toplumu yönetmek zordu. Çünkü her farklı din ve cemaat mensubu devletin kendi dinini ya da cemaatini kayırmasını talep ediyordu. Bu talep, devlet açısından dinler ve cemaatlerden birine taraf olmak demekti. Ancak bir dine taraf olmak, diğer inanç kümelerini ötekileştirmek, hatta düşmanlaştırmak demekti.
Sonunda aranan pratik ve hukuki çözüm bulundu. Devleti yönetenler hiç bir din ya da cemaatin tarafını tutmayacak, devlet tüm inanç kümelerine karşı tarafsız ve eşit mesafede(laik) olacaktı. Ayrıca din ve devlet işleri birbirinden ayrılacak, Ruhban (din adamları) sınıfı devlet işlerine karışmayacaktı. Nitekim bu politika uygulamaya geçince din ve devlet işleri birbirinden ayrıldı ve toplum sükunete kavuştu.
Antik Grek kültürünün üretmiş olduğu bu düzenleme LAİKLİK olarak tanımlandı. Fransız İhtilalı’ndan sonra da yeni kurulan ulus devletlerin temel ilkesi oldu.
SİVİLLEŞME (secularism) ise, içinde laikliği de barındıran, ancak laiklikten daha geniş anlamlı bir terimdir. Avrupa’da 18.ve 19. yüzyıllarda şekillenmiş 20. Yüz yıllara da kemale ermiştir. Çünkü devlet yönetiminin sadece dinden, kiliseden, ruhban sınıfının vesayetinin değil, ayrıca halk iradesini üzerindeki diğer vesayetlerin de ortadan kalkması sonucuna varılmıştı. Ulusal egemenliği engelleyen, kralların, hanedan yönetimlerinin de geriletilmesi, hatta devre dışı bırakılması gerekmişti.
1789 Fransız devriminden sonra ulus devletler ve parlamenter sistem ortaya çıkınca, feodalite ile birlikte, ulusal iradenin kan bağına dayalı krallıkları da devre dışı bırakması zorunlu olmuştu. Başka bir söyleyişle, SİVİLLEŞME hem papalıktan, kiliseden, ruhban sınıfından hem de kan bağından doğan vesayet yönetimlerinden kurtulmak, ulusal iradeyi koşulsuz olarak egemen kılmak anlamındadır.
Laiklik ve sivilleşme terimlerinden hareketle:
LAİKLİK + SİVİLLEŞME( SECULARİSM)= BATI DEMOKRASİ olarak formüle edilebilir.
Konuyu bitirirken, Avrupa'daki ulus devletlerin ve parlamenter demokrasilerin boy vermesi ile birlikte, özellikle de Fransa da laiklik terimi sonradan tekrar yeniden yorumlanmıştır.
Avrupa devletlerin ilk laikleşmesi ile ortaya çıkan sıkı, sert laiklik anlayışı SAVUNMACI LAİKLİK (laicite de defance) yerini DEMOKRATİK LAİKLİK (Laicite de democratie) anlayışına bırakmaya başlamıştır.
Demokratik laiklik, dinin yeniden devlete ve devlet işlerine ortak ya da egemen olması demek değildir. Tersine, devletin laik niteliği yerli yerindedir. Titizlikle de korunmuştur. Ancak din ve vicdan özgürlüğünün kaçınılmaz. Bir gereği olarak, topluma ve bireylere bir inanç demokrasisi özgürlüğü sağlamak zorunlu olmuştur. İnanç, demokrasisi toplumda hem farklı din, mezhep ve inanç grupları ile birlikte, ortaklaşa yaşamayı, hem de inanıp inanmama hakkını sıkı güvence altına alan temel insan haklarını korumak anlamındadır.
Günümüzün tüm uygar ve gelişmiş ülkeleri eş anlı olarak demokratik ve laik ülkelerdir.
Türkiye'nin, Türkiye Cumhuriyetini, ulusal egemenliğe, laik ve demokratik temellere dayalı olarak kuran Mustafa Kemal Atatürk'e ilelebet şükran borcu olmalıdır.

2020© Bu sitenin tüm hakları saklıdır.