GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE DİN-DEVLET ILIŞKİLERİNİN EVRİMİ ÜZERİNE KISA NOTLAR VE LAİKLİĞİN ÖNEMİ!




Türkiye'de, Diyanet İşleri Başkanı ( DIB) Sayın Ali Erbaş'ın, toplumdaki bazı sosyal kümelerin yaşam tarzları üzerine yaptığı açıklama ve eleştiriler üzerine DİB'nin konumu, görevlerinin sınırları ve kapsamı tekrar gündeme geldi. Laiklik yeniden tartışılmaya başladı. Ancak tarihsel klasik Orta Çağ toplumlarının din devlet ilişkileri iyi anlaşılmadan laikliği ve çağımızın laik devlet yapısının kazanımları iyi anlaşılamaz.

1_ Orta Çağ Avrupa’sında Din- Devlet ilişkileri.

Orta Çağ devletleri teokratik yapıdaydı. İlke olarak din kurallarına göre yönetilirlerdi. Bu nedenle her devletin mutlaka bir resmî dini, daha doğrusu bir resmî mezhebi vardı. Bir devletin dayandığı toplumsal çoğunluk Hıristiyanlığın hangi mezhebindeyse devletin resmi dini de Hıristiyanlığın o mezhebi oluyordu.

Örneğin,  başta Fransa olmak üzere, Güney Avrupa toplumları genelde Latin soylu ve Katolik oldukları için bu devletlerin resmi dinleri Katoliklik olmuştu. Kuzey ve Germen Soylu Avrupa devletlerinin resmi dinleri de PROTESTANLIK Mezhebiydi. Aynı şekilde daha önce, Latin ve Slav ırklarının resmi dinleri de  ORTODOKS Mezhebiydi.

2- Orta Çağ  Avrupa’sındaki mezhep temelli devlet örgütlenmeleri dini açıdan birincisi dış devletlere, ikincisi de ülke içine yönelik olmak üzere iki temel sorun doğuruyordu. Her devlet, kendi iktidar çıkarını ve saltanatını korumak için, hepsi de Hıristiyan dinine mensup oldukları halde,  mezhepleri faklı olan diğer devletleri KAFİR ilan ediyorlardı. Avrupa da 1618_ 1648 yıları arasında yaşanan Otuz Yıl Savaşları aynı dinin mezhep savaşları ve inanç kıyımları idi. Aynı durum Ortodokslar, Katolikler, Protestanlar, yani bu mezhepleri resmi din olarak benimseyen devletler arasındaki gerginlik ve düşmanlıklara da yansıyordu. Toplumsal ve siyasal rekabet ve çatışmalar hiç eksik olmuyor, barış sağlanamıyordu.

İçe yönelik soruna gelince. Bir devlet hangi mezhebi benimserse benimsesin, benimsediği mezhep kümesi % 100 homojen olmadığı için. İçlerinde resmi devlet mezhebine ait olmayan inanç kümeleri barındırmaya devam ediyordu. Örneğin, Katolik mezhebini resmi din olarak benimseyen Fransa, kendi yurttaşları olan. Protestan, Ortodoks. Pavliken ve Bogomil mezheplerine mensup olan dini azınlıkları da içinde barındırıyordu. Ancak bu farklı inanç kümeleri kafirlikle suçlanıp ya kıyıma uğruyor, ya Engizisyon mahkemelerince idam ediliyorlardı.

Bu farklı dini azınlıkların da, yaşayabilmek için,  iki seçenekleri vardı. Birincisi, devlet ve toplum korkusuyla TAKİYE yapmak, yani inancını gizlemek. İkinci si de merkezden uzaklaşmak, kaçıp ormanlık, dağlık yerlere sığınmak. Oralarda gizlice kendi inancını yaşamak. Günümüzde, çoğu Balkanlarda yaşayan Hıristiyanlığın Pavliken ve Bogomil... Mezhep sahipleri bu kategoriye girer.

3_ Laiklik ne getirdi.  Aydınlanmacı, akıl ve bilim kaynaklı 1789 Fransız Devriminden sonra Teokratik, feodal devlet yapısından vazgeçildi. Devlet laikleşti. Din ve devlet işleri tamamen birbirinden ayrıldı. Devlet kendisine resmi bir din belirlemekten vazgeçti.İnsanlar din ve vicdan özgürlüğüne kavuştu. Devlet eliyle, ya da baskı gruplarından, İnançlarından dolayı, gelecek zulüm ve baskılardan kurtuldu. Devlet yönetiminde parlamenter sisteme geçildi. Milli irade, hanedanlardan, ruhban sınıfından, ulemadan halka geçi.

4- Peki bizdeki durum ve gelişmeler nasıl oldu? Avrupa Toplum ve devletleri için yukarıda kısaca özetlenen şablon İslam Dinin, Dört Halife Dönemi hariç; Emevi, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı devletlerinin teokratik tutumlarını büyük oranda yansıtır. Şii mezhepleri dışlamak, Sünniliği devletin resmi dini yapmak. Sünnilik şablonuna uymayan Ehlibeyt taraftarlarını, 12 İmamcıları, Alevi ve Bektaşileri mülhid ya da kâfir, hatta ahlaksız olarak nitelemek. Sünni çoğunluğa dayanıp saltanat ve iktidarını devam ettirmek. Bu baskılara dayalı olarak ortaya çıkan takviyeler, mezhep, din değiştirmeler. Ya da  Pavliken ve Bogomillerin  Avrupa da yaptıkları gibi, ormanlara, dağlara, kuytu, kervan geçmez, kuş konmaz yerlerde inancıyla birlikte yaşamaya çalışmak.

Sonuç:  Bu sosyo- kültürel, dinsel ve sosyolojik tarihi doğru okuyamayanlar, laikliğin, din ve vicdan özgürlüğünün, çoğulculuğun, demokrasinin, adaletin, özellikle de Alevi toplumunun neden dört elle  Atatürk'e , Cumhuriyete ve demokratik laikliğe sarıldıklarını anlayamazlar.

T.C. Anayasasının temel hükümleri: mevkisi, makamı, statüsü, konumu ve görevi ne olursa olsun, herkesi bağlar.


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Okuyucu Yorumları