Dünya / Güncel / İzmir / Politika / Yerel Politika / Yerel Yönetimler

BAYIR?IN YAŞADIKLARI İLE TÜRKİYE FOTOĞRAFLARI

CHP İzmir Milletvekili Tacettin Bayır ile Ege Haber Ajansı olarak bir röportaj gerçekleştirdik.




BAYIR’IN YAŞADIKLARI İLE TÜRKİYE FOTOĞRAFLARI

EGE HABER AJANSI – ALİ KELLE CHP İzmir Milletvekili Tacettin Bayır ile Ege Haber Ajansı olarak bir röportaj gerçekleştirdik. 33 yıllık siyasal yaşantısı içerisinden seçtiği hatıralar ile Türkiye’nin ve İzmir’in gündemini Ege Haber Ajansı’na değerlendirdi.

AKP halkı tehdit ederek iktidarını korudu

Öncelikle size AKP’nin kazandığı Kasım 2015 seçimi ile ilgili bir anımı anlatayım. Kasım seçimlerinden sonra baktığımızda Cumhuriyet tarihimizin en büyük askeri, bürokratik, diplomatik ve toplumsal olayları 2002-15 yılları arasındaki AKP Hükümeti döneminde yaşandı. Tüm bu yaşananlara rağmen AKP, Kasım seçimlerini nasıl kazandı sorusu ortaya çıkmaktadır.

Bunun en büyük nedeni Haziran-Kasım 2015 tarihlerinde Havuz Medyaları ile oluşturdukları kuvvetli algı operasyonudur. Bu algı içerisinde AKP, kendisinin olmadığı bir Türkiye’nin krize, kargaşaya, çatışmaya gireceğini kamuoyuna lanse ederek, bir korku ortamı oluşturdular. İktidarını halkı tehdit ederek korumak zorunda kaldı. Tüm bu algı operasyonlarının yanı sıra adaletsiz bir seçim yaşandı. Bu adaletsizliği bizzat yaşadığım olay ile örneklendirmek istiyorum.

Seçim döneminde İzmir-Torbalı’da bir AKP’li vekil adayı reklam çalışması yapmıştı. Bende aday olduğum için bende bir reklam çalışması yaptım. Fakat kaymakamlık benim reklam çalışmamı toplattı. Bu sadece bu süreçte yaşanan küçük bir örnektir. Seçim döneminde devletin tüm kurum, kuruluşları ve imkânları AKP’nin lehine kullanılmıştır. Elbette böyle bir antidemokratik seçim yarışını AKP’nin kazanması kaçınılmazdı.

AKP, kendi sonunu hazırlıyor

Kasım seçiminden sonra halkın istikrar, barış ve güvenlik niyetlerini sömürerek iktidarını koruyan AKP, izlemekte olduğu politikalarla kendi sonunu hazırlamaktadır. Çünkü halkımız, “Şehitler gelmesin”, “Ekonomi bozulmasın” gibi safiyane niyetler ile AKP’ye son bir şan verdi. Lakin hala şehitler gelmeye devam ediyor. Cari açığımız 17 milyon $ ulaştı. Şanlıurfa, Diyarbakır, Ankara ve İstanbul’da yaşanan bomba terörizminden sonra AB’den vatandaşlarına Türkiye’ye gitmeyin uyarısı yapıldı, hala da yapılıyor. Aynı şekilde hatalı Suriye politikasından sonra Rus Uçağı’nın düşürülüp, Rusya ile siyasal ilişkilerin bozulması, Türkiye’yi hem barış, hem güvenlik hem de ekonomik olarak büyük bir çıkmaza soktu. Elbet bu politikaların yaratacağı çöküntü sonucunda halkımız AKP’ye verdiği şanstan vazgeçecektir. AKP izlediği bu uzlaşmaz politikalar ile 2019’da kendi sonunu hazırlayacaktır.

Ülkedeki Tek Paralel Örgüt; AKP’dir

AKP, 2001 yılında yeni kurulmuş bir parti olarak 2002 genel seçimlerine girdi ve beklenmedik bir şekilde tek başına iktidar oldu. Lakin AKP’nin henüz kadroları mevcut olmadığı için sayıca fazla bir kadroya sahip olan Fethullah Gülen Cemaati ile siyasi ve bürokratik bir koalisyona gitti. Bu koalisyon sonucunda kendileri yürütmeyi kontrol ederken, FGC’ne yargıyı emanet etmişlerdi. Aynı strateji ile Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunda etkin olabilmek için 2005 Oslo Görüşmeleri ile başlayan süreçte bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifadesi ile o bölgenin hâkimiyeti PKK terör örgütüne bırakıldı. AKP Hükümeti, siyasal iktidarı ile ekonomik sömürüsünü güvence altına almak için FGC ve PKK ile paralel olarak işbirliği yaptı. İşte ben bu sebeplerden ötürü, “AKP paralelin kendisidir” söylemini kullandım. Tüm bunlar yapılıp daha sonra onlara göre mal bölüşümü sağlıklı yapamadıkları için üçünün arasında bir husumet başladı ve hala sürüyor.

AKP bunu da siyasal çıkarlarına alet ederek, kim kendilerini bunlardan dolayı hesaba çekse “Paralelci” ilan edip, “Teröre göz yummak” ile eleştiriyor. Biz bu sıfatı inkâr etmiyoruz. Evet, biz paraleliz. Lakin bir televizyon kanalıda söylediğim gibi biz iki şeye paraleliz, bunlardan biri Mustafa Kemal Atatürk’tür diğeri ise Cumhuriyetimizin değerleridir.

AKP, Türkiye’nin kalıcı hiçbir sorununu çözemez

Bir gün TBMM lokantasına giderken, birilerini gördüm. 50-55 yaşları arasında, meclis lokantasında yemek yemek istiyorlarmış fakat vekil tanıdıkları olmadığı için girememişler. Bende onlara eşlik ettim. Benim hangi partinin vekili olduğumu bilmiyorlar. Oturduk, sohbet etmeye başladık. Birisi Siirt’ten diğeri ise Bitlis’ten gelmiş. Sordum kendilerine, peki meclise nasıl girdiniz, bir vekil adı veremeden giremezsiniz dedim. Bir vekilin adını vermişler lakin o gün yoğun olduğu için onlarla ilgilenememiş. Hangi partiden olduğunu sordum “Bizden hiç fire çıkmaz, AKP’li” dediler. Şaşırdım tabii, oturdukları ilçedeki herkes AKP’ye oy atıyormuş. Sordum ne iş yapıyorsunuz diye, hepimiz köy korucusuyuz dediler. Bu iten başka bir işte yapmıyorlarmış. Peki, bir gün terör biterse ne yapacaksınız diye sorduğumda çok kesin bir dille “Terör bitmez” dediler. Bu hatıramı şuraya bağlamak istiyorum. AKP iktidarını terör ile ekonomik sömürü ile muhafaza ediyor. AKP’nin devam ettirdiği bu zihniyet ile bu memleketin hiçbir sorunu kalıcı olarak çözülmez. 14 yıllık AKP iktidarına bakınca da hiçbir sorunun çözülmediğini ve tüm sorunların aha da derinleştiğini yaşadığımız süreçler ile görmekteyiz.

Bir ülke ki başbakanı ile cumhurbaşkanı mutabık olamıyor

Ben vekil olduktan sonra İzmir ve çevresinde ortalama 10-15 şehit cenazesine katıldım. Aileleri, anneleri ve babaları ziyaret ettim. Gerçekten ateş düştüğü yeri yakıyor. Olaylar hiçte ekranlardan görüldüğü gibi değil. O anne, baba sırf teröristler gülmesin diye kameralar karşısında dik durmaya çalışıyor. Hepsine sakinleştirici iğneler yapılıyor. Peki, bu işin failleri kimdir? Seçimden bugüne kadar 500’ün üzerinde şehit verdik. Kesin bir rakam söylemek istiyorum fakat öyle bir ülkedeyiz ki, başbakan farklı bir rakam, cumhurbaşkanı farklı bir rakam söylüyor. Bu acının siyasete malzeme olmaması için bu millet daha kaç bin evladını şehit verecek? Bu sorunun kalıcı olarak çözümlenebilmesi için başta biz siyasallar olarak tüm milletin yaşanan acı olayları çok iyi değerlendirmesi gerekiyor. Toplumsal sorunları, siyasal çıkarlarına rant olarak kullananlar yargılanmalıdır.

Türkiye, gayri resmi olarak bir “Diktatör Bozuntusu” tarafından yönetilmektedir

Türkiye’de sorunların çözümlenebilmesi için sağlıklı bir demokrasiye ihtiyaç var. Günümüz Türkiye’si bu durumdan oldukça uzaktadır. Bunu mecliste açıkça görmekteyiz. Toplumumuzun AKP dışındaki tüm kesimleri, AKP’nin isteğine hayır oyu verse bile bu mecliste bir anlam taşımıyor. Sağlıksız ortam sadece mecliste değil komisyonlarda da kendini gösteriyor. Ben, Sanayi Ticaret Enerji ve Bilişim Komisyonu üyesiyim. Bulunduğum komisyonda bir tartışma yaşandı. Yaşan bu tartışma ile ilgili şu cümleleri kullandım:
Efendim, biz Güneş Enerji Sistemi (GES) ve Rüzgâr Enerji Sistemi (RES) ne karşı değiliz. Sonuçta enerji bizim tükettiğimiz bir ihtiyacımızdır. Fakat iz bu sistemlerin programlı yapılmasından yanayız. Doğanın ekolojik sistemini bozmayacak bir şekilde planlanmalıdır. Enerji karı yapacağız diye bunu bir doğa katliamına dönüştürmemeliyiz. Özellikle bizim Urla-Ovacık, Karaburun ve yarımada da nokta nokta ağaç katliamları gözüme çarptı. Bir gün yaşanan bu uygulamaları protesto için bir eyleme katıldığımda civarda yaşayan Ayşe nine yanıma geldi ve boynuma sarılarak; sayın vekilim ben burada doğdum, burada öleceğim, Fakat artık uyuyamıyorum dedi. Uyuyamamasının nedeni rüzgârgülü Ayşe ninenin evinin iki yüz metre ötesine kurulmuş.  Bu konuyla ilgilenerek, araştırılmasını sağladım. Avrupa’da bir rüzgârgülü ile bir yerleşim alanı arasında 1800 metre uzaklık olması zorunluluğu varmış. Bizde böyle bir zorunluluk mevcut değil. Şimdi bu örnekteki gibi kimseye zararı olmayacak teklifleri sunuyoruz, bunlar bile reddediliyor.

38 maddelik bir komisyon gündeminde ilk 32 madde için ne önerdiysek, hepsi reddedildi. 33. Madde görüşülmeden söz hakkı istedim. Şöyle bir konuşma yaptım:
Sayın bakanım, komisyon görüşmelerin de 32 madde görüştük ve 32 madde için ne önerdiysek hepsini reddediniz. Bakınız biz de bu ülkenin vatandaşıyız ve bizde sizin gibi ülkemizi seviyoruz. Biz, size yanlış bir öneride neden bulunalım? Niçin bizi görmezden geliyorsunuz? Oysaki ben sizi ilk gördüğümde diyaloga açık bir kişilik olarak değerlendirmiştim. Hem sizin soyadınız Işık’tır. Bir ışığın yanması için neye ihtiyaç vardır? Hem negatif hem de pozitif elektronlara ihtiyaç vardır. Fakat siz hep diğer kesimi görmezden geliyorsunuz?
Bu konuşmayı yaptıktan sonra kalan altı madde de bizim önerilerimiz kabul edildi. Hatta komisyonda bulunan bir vekil arkadaşım keşke konuşmayı birinci madde de yapsaydın dedi. Hem meclis açısından hem de komisyon açısından olayı değerlendirdiğimiz de Türkiye demokrasisi baypas edilmiştir. Resmen olmasa da Türkiye fiilen bir diktatör bozuntusu tarafından yönetilmektedir.

Ensar Vakfı’nı korumak için algı yönetimi yaptılar

Ensar Vakfı ile yaşayan olayları değerlendirirsek, burada da güçlü bir algı operasyonu yürütülmektedir. Buna bir örnek olarak Genel Başkanımıza yapılan saldırı örnek verilebiliriz. 17/25 Aralık Operasyonları kapsamında dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler’in Rezza Zarrab için söylediği kelimeyi Genel Başkanımız,  Aile Bakanı için kullanmıştır. Nedir bu söz? Kimin önüne yattığı belli değil. Az buçuk eğitim almış bir insan bence bu sözde yanlış bir anlam bulamaz. Örnek vermek gerekirse, kaçak gecekondusunu yıktırmamaya çalışan insan, Türk Bayrağı ile iş makinelerinin önüne yattı. Burada hem yanlış bir söz yoktur hem de AKP patentli bir sözdür. Genel Başkanımız, Ensar Vakfı’nı muhafaza eden zihniyete bu sözü söylediğinde, ahlak algıları iki bacak arasında olanlar hemen fikirlerini zikirleştirdiler. Bizim Genel Başkanımız, onların anlayacağı bir sözü söylemeyecek kadar kişilik, eğitim ve ahlak seviyesine sahip bir insandır. Ben yapılan bu algı operasyonunun nedenini de Ensar Vakfı’nın üzerine daha fazla gidilmesini engellemeye çalışmak olarak görüyorum.

Biz mecliste üç muhalif parti olarak Ensar Vakfı gibi üzerinde şüphe bulunan tüm kurum ve kuruluşlar da tecavüz, taciz, istismar araştırması yapılması için dört partinin de bulunacağı bir heyet kurulmasını önerdik. Yapılan ilk tur oylamada Ensar Vakfı’nı korumak için reddettiler. İşin ilginç yanı o oylamada biz bizzat saydık, 45 AKP’li vekil vardı ve biz muhalefetin vekil sayısı 60’tı. Fakat o gün meclis başkanı AKP’li olduğu için 45 vekil sayısı 60 vekilden çoktur kararını verdi. Bu durum karşısında büyük bir tepki koyduk. Arkadaşlarıma bir şey önerdim. Telefonum ile bu karara aleyhte oy kullanan vekillerin fotoğraflarını çektim. Hemen sosyal medya hesaplarımdan paylaştım ve gönderi olarak şunları yazdım:
“İzmir seçmenlerine, gördüğünüz fotoğraf tecavüz, taciz konuların araştırılması için kurulması istenen komisyonun, kurulmaması yönünde oy kullanan İzmirli AKP’li milletvekilleridir. Onları teşhir ediyorum”
Aynı uygulamayı diğer vekil arkadaşlarıma da önerdim ve o akşam inanılmaz bir sosyal medya patlaması yaşandı. Sosyal medya da yaşanan bu toplumsal baskı ile meclisten geçtiği bilinen yasayı ertesi gün geri çektirdik.

AKP’nin İzmir’i cezalandırdığını düşünmüyorum, bizzat yaşıyorum

Bana genelde şu soru yöneltiliyor, siz AKP Hükümeti’nin başta İzmir olmak üzere CHP’li belediyeleri cezalandırmaya çalıştığını düşünüyor musunuz? Düşünmüyorum, bizzat yaşıyorum. 2011 yılında CHP İzmir İl Başkanlığı yaptım dönemde aynı zamanda İBB Meclisi Parti Grup Başkanlığı’nı da yaptım. O dönem de körfezin temizliği ile ilgili ÇED raporu, kentsel dönüşüm ve diğer konularda gönderdiğimiz tüm belgeler, beklemeye alınmış. Kasıtlı olarak beş yıl bekletilmiş. Kent dönüşümü konusunda içinde rant olan tüm ihaleleri TOKİ’ye vermişlerdi. İçinden çıkılmayacak derecede sorun arz eden yerleri, İBB’yi başarısız göstermek için Büyükşehre vermişlerdi.

Bir örnek daha vereyim, İzmir halkı ödemiş olduğu vergi de Türkiye’de en çok vergi veren üçüncü ildir. Birinci İstanbul, ikinci Kocaeli, üçüncü İzmir ve dördüncü Ankara’dır. Peki, aldığı hizmet açısından konuya bakacak olursak 81 il arasında İzmir 27. sıradadır. Türkiye genelinde en az kaçak elektriğin kullanıldığı il İzmir’dir. İzmir tüm kurallara uyan, Cumhuriyetine ve Devleti’ne bağlı bir kenttir. Fakat İzmirliler tüm bu vatandaşlık vazifelerini yerine getirseler de, AKP Hükümeti tarafından cezalandırılıyor. AKP Hükümeti bu cezalandırmacı politikaları ile İzmirlilerin direncinin kırılacağına ve İzmir’in de AKP’ye boyun eğeceğini düşünüyor. Aslında boşa uğraşıyorlar. Bu uygularlarından da İzmirlileri hiç tanımadıklarını gösteriyorlar. İzmirliler, İzmir’in içine düştüğü durumu inceleyerek nedeni bulur ve sandıkta onlara yine cezayı keser.

CHP, Türkiye’yi kurtaracak kudrettir

Peki, AKP’nin yaratmış olduğu tüm tahribata, tüm yıkıma ve çıkmaza rağmen olası bir CHP iktidarın da, Türkiye içerisinde bulunduğu durumdan çıkabilir mi? Vatandaşlarımızın çoğunun böyle düşündüğünü ve akıllarında soru işareti olduğunu biliyorum. Bu konuya açıklık getirmek istiyorum.
Ben otuz iç yıldır siyasetin içerisindeyim, bu otuz üç yıl içinde yapılan tüm seçimlerde çoğu seçim bildirgesini inceledi. Lakin Haziran 2015 seçimlerinde CHP’nin seçim bildirgesi kadar dolu ve gerçekçi başka bir bildirge görmedim. Bu yalnızca benim kanaatim değildir. Bunu AKP’li bakanlarda itiraf etmektedir. Sanayi, ticaret komisyonunda Sanayi Bakanı Fikri Işık dedi ki “Biz, Türk sanayisi ile ilgili torba yasaya koyacağımız kararları almadan önce tüm partilerin seçim beyannamelerini inceledik. Özellikle CHP’nin bildirisi den çokça faydalandık.

Yani bizden kopya çektiler. Sadece sanayi alanında da değil, asgari ücret, emekliye maaş meselelerinde de hep bizim projelerimizi uyguladılar. Tabii bizim vaat ettiğimiz rakamlardan daha az bir rakam veriyorlar. Biz proje ve programlarımızı öyle seçim on gün kala hazırlamıyoruz.
Ben, 2011 yılında İzmir İl Başkanıydım. O zamanda Bilim Yürütme Kurulu’nun içinde akademisyenlerin, sivil toplum kuruluşlarının, ziraat odaları başkaları vardı. Ve birçok kesimden alınan raporların tartışılarak, incelenerek ve süzülerek hazırlanmaktadır çalışmalarımız.
AKP’nin 2002-16 yılları arasında mantıksız ve hayalperest politikaları sonucunda bu noktaya gelen Türkiye’yi girdiği dar boğazdan kurtaracak, yeniden kaynaştıracak ve muasırlaştıracak yegâne parti, CHP’dir. Kadrolarımız bu işin üstesinden kalkacak verime sahiptir. 




Bu haber 31.05.2016 12:00:00 tarihinde eklenmiştir.



İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.

Okuyucu Yorumları

Haber Gezintisi

  • Çiğli Sandık Başına !

  • Delican; 'Barış, bereket; birlik ve dirlik için...'

  • Bayraklı’da 10 bin kişilik aşure

  • “Para pul değil, İnciraltı planlansın istiyoruz”

  • Kurslara rekor başvuru

  • “Ben olsaydım Çamlı Barajı’nı yapardım”

  • “Cumhuriyetten geri dönüştür'

  • İzmir’de Muhteşem Düğün

  • Ak Parti Çiğli İlçe Başkanlığından Aşure Etkinliği

  • Konak’ın parkları Cumhuriyet coşkusuyla dolacak

  • İzmir'de fuarcılık işte böyle büyüdü

  • Film değil tatbikat

  • Başkan Piriştina’dan DİSK’e nazar boncuğu

  • Başkan Uğurlu, Anlamlı Bir Günde Din Görevlileri İle Bir Araya Geldi

  • Çiğli’de ‘Tapu’ isyanı

  • Başkan ŞAHİN; “Hedefimiz insanlarımızı sosyalleştirmek”

  • İzmir Sana Kanım Feda’ Projesine Katılan Okullar Ödüllendirildi

  • İzmir trafiğinde 'akıllı' dönem başladı

Benzer Haberler